Şiir

 

Etkilenimler
Fotoğraflar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Öykü

Elimizdeki öğeler.. Neler mi?

Evet, saymaya başlıyoruz.

Bir pipo ve bir adam. Yaşlı bir kadın, adama çarpıyor belki. Ya da hayır, çarpmıyor. Zaten kadın yaşlı falan da olmasın. Kadın genç ve güzel. Kızıl saçları var, yeşil gözleri... Kanatsız bir meleği andırıyor görünüşü, fakat saflık yönünden değil. Sadece yüzü. Üzerinde dar, siyah bir kot pantolon var, siyah ve yüksek topuklu, büyükçe botlar... Kot bir ceket belki, ya da hayır... Siyah, deri bir ceket. Bu kız güzel olmalı.. Çok çok güzel. Oldukça da narin. Okur bunu uzun siyah kirpiklerini hızlıca kırpıştırması, son derece kırılgan görünen ince parmakları ve küçük beyaz ellerini yumruk yapıp sıkması gibi tasvirlerden anlayabilir.. Tabi bunlardan daha iyi tasvirler bulman gerekecek. Kızın yüzünde makyaj da var, koyu mor gölgelerle siyahtan oluşuyor gözlerinin etrafındaki çizgiler.

Pekala; kız bu kadar, pipolu adam... O da genç. Belki bir iş adamı, o kadar önemli olmayacak ilerde. Sadece kızın acelesi olduğunu anlamalı okur bu sahneden. Çarpışma falan filan, kaçamak bir özür diler kız adamdan...

Pipolu adam. Evet, onun da bir geçmişi var elbet. Yeni evli, işinde de yeni, hayatına yeni açılmış belli ki. Ama pek de saf; bakımlı bir kapıdan bakıyor sokağa, dışarı, gerçek dünyaya. Tabii okur bunları bilmiyor ve bilemeyecek büyük ihtimalle... Ah keşke bir film çekiyor olsaydım.

Neyse, onu geçelim. Asıl önemli olan karakter, kız. Sanırım.

Kızın ceketiyle örttüğü, örtmeye çalışıp başaramadığı pantolonunun belinde, -bu arada sanırım üzerinde dar, ince kumaştan, gri, açık yakalı bir kazak var. Ama ayrıntılara girmeye gerek yok. Kızın pantolonun belinde bir silahın ucu görünüyor. Kız bir yerlere koşuyor olmalı... Okur kızın nereye koştuğunu bilmeyecek başta, ardından kaçış sebebini tahmin etmesini sağlayacak bir kaç cümle; kız bir soygundan kaçıyor olacak.

Elinde bir poşet tutuyor, parmaksız eldivenleri var. Tam soyguncu tipinde bir kız yani. Biraz serseri görünüşlü. Poşetin içinde ne olduğunu bilmiyoruz baştan, ancak sonradan belki poşetten bir para destesi falan fırlayabilir dışarı...

İyi soygun, malı bayağı götürmüş, ne diyelim.

Sonra kız... Yo, hayır, kız soygun yapmamış. Kız birinden kaçıyor. Sil baştan, ceketle örttüğü pantolonun belinden bir silahın ucu görünüyor... Kız bir yerlere koşuyor, dahası kaçıyor.

Arkasından başka biri geliyor, peşinden kızı kovalıyor.

Kız eskiden balerinmiş. Güzel sanatlarla dopdolu bir hayatı, mutlu bir ailesi varmış.Sonra bir gün kız onların arasından kaçmış, nasıl olduysa bu ortama karışmış. Şimdi ise peşinde kendisini kovalayan biri, belinde insanlardan sakladığı bir silahı, kızıl saçları ve güzelliklerini artık o kadar da dışarı vuramayan yemyeşil gözleri var.

“Bekle!” diye bağırır kovalayan, kaçanın ardından.

“Benimle ilgin, alakan kalmadı artık!” diye bağırır genç kız da koşmasını kesmeden. Ya ‘ilgin' ya da ‘alakan' demesi daha mantıklı, koşarken o kadar fazla sözcük sarfetmez insan, en azından bu kız sarfetmeyecek. “İstediğinizi yaptım, defol başımdan, toz ol! Ben gidiyorum!!”

Durum bayağı dramatikleşmeye başlıyor, bir-iki tasvirle bunu okura açıklarsın. Geleneksel bir hava raporu; rüzgar öfkeyle esiyor, şimşekler şiddetli gürlemeler çıkarıyordur; tıpkı kızın aklından geçen eski mutlu anılar gibi aniden yanıp sönerek. Göz yaşları yağmura karışır... Aslında evet, belki bir kaç damla göz yaşı filan, yanaklarından aşağı süzülür kızın. Gözlerini nazikçe silmeye çalışıyor kız olayın sertliğine karşın. Koşmaya da devam ediyor peşinde kovalayanla. Sonra birden sokağın ortasında duruyor.

Yağmur yağmıyor bu arada, ondan vaz geç. Belki dramatik bir rüzgarın uğultusu sadece.

...Hani şu filmlerde olur ya, karakter birden durur, kamera hızla karaktere yaklaşır, onun çevresinde dönmeye başlar. Oyuncunun yüzü çeşitli açılardan görünmeye başlar, sonra oyuncu başını çevirir, başka bir yöne bakar, bu sefer görüntünün netlik ayarı ya da her neyiyse oyu değişir, karakterin arkadan çekilmekte olan başının görüntüsü bulanıklaşır, baktığı yer belli olur...

(özetle; yazarken önce kızın düşünceleri, çevresinde gerçekte, şimdiki zamanda olan olaylar, tekrar düşünceleri, sonra karşıdan gelen bir adam, tekrar düşünceleri, adam yaklaşıyor, kızı biraz daha tasvir et, son olarak da adamı anlatmaya başla.)

Kız başını çevirdi, peşinden gelene bakmaya başladı. Sonra da ona doğru koşmaya. Birbirlerine sıkıca sarıldılar, hatta, kız gözlerindeki makyajı umursamadan hakikaten hüngür hüngür ağlıyor şimdi. Kollarını adama sararken, aynı zamanda ona duyduğu nefret yüzünden elleri onu itmek istercesine kasılıyor.

“Geçmiş sadece böyle bir olayla mı bir hiç olacak?” diyor adam. “Beni affet, görevimi yapmak zorundaydım.”

“Geçmişim sadece böyle bir olayla bir hiç oldu!” diye üsteliyor kız. “Gitmem gereken doğru yol bu yön değil, kaçacağım buradan!”

Birbirlerine bağırdıklarının farkına yaşlı bir kadın, pipolu adam ve bir kaç kişi daha onlara bakarken varıyolar. Hiç bir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyorlar. Sıkkın sıkkın belki.

“Gözlerini sil,” diye fısıldıyor adam. “Korkunç görünüyorsun, şuraya gel, otur.”

Kız gerçekten kötü durumda. “Hayatımı değiştirdi.. Hayatımı değiştirdi..” diye mırıldanıyor durmadan. Adam onu kenarda bir duvara oturtur. Kız da başından geçenleri anlatır... Okur burada anlar ki, kız birini öldürmüştür. Pipolu adam da ister istemez kızın dediklerini duyuyor ve yanlarına geliyor. Herif bir psikologmuş...

Ya da... Ya üf, acaba kız birini öldürmemiş mi olsaydı? Ama bu durumda koşuşları, hayatın değişişi... Bir şey ifade etmezdi pek. Neyse, devam ediyoruz.. Bakalım nereye kadar.

Başta genç kızı kovalayan adam yanlarına gelip onlara merakla bakan psikoloğa pek sıcak bakmaz. İçinden bu herifle dalaşmayı geçirir. Ancak sevdiği kız olan şu kızıl hatun adama ısınmıştır. Onun hatrına bu işi ertelemeye karar verir.

Kalabalığın üçüne karşı olan ilgisi biraz azalmıştır belki. Hayat akıyor falan, ‘kelebek etkisi' tarzı bir-iki cümle... Şu şöyle oldu, bu böyle olunca o da böyle oldu, derken şu şunun yüzünden.. falan filan.. Uydurursun oraya bir şeyler. Misal; yanlarından geçen arabanın tekerleklerinin altından sıçrayan bir su damlası kaldırımdaki kediye isabet etti. Bunu beklemeyen hayvan üçüne doğru koşunca da adam kediye sertçe bir tekme savurdu. Psikolog ile kız, aynı anda, adamın tamamen gereksiz bir insan olduğunu düşündüler. Bundan daha iyi bir şey yapman lazım tabi...

Neyse, sonuçta kız “...o zaman suçumu itiraf etmeli ve teslim olmalıyım.” diye sözlerini bitirir.

“Bu sır üçümüz arasında kalabilir!” diye inler kovalayan. Bu herife bir ad gerek. Nereli olsa ki? Olay hangi ülkede yaşansa? Gerçi kızın heriften kaçarken içinden koştuğu sokak olarak Kadıköy'deki Akmar Pasajı'nın arka girişinin oraları düşünmüştüm, ama... Tamam, kabul, öykü pekala da İstanbul'da geçiyor olabilir.

(böyle bir ayrıntıyı okura söylemeye gerek yok tabii.)

Kovalayanın adı kız söyleyince ortaya çıkar. “Bu sır benim içimde kalamaz bla...” ‘bla'... ‘bla' kim... hım.. Koray diye bir isim var mıydı?! K'li bir şey olmalı. Kutay... yok, fazla bakımlı bir isim. Kaan olabilir.. Hadi şimdilik Kaan olsun.

“Bu sır benim içimde kalamaz Kaan(değişebilir)..” diyor kız. Adı da Çiğdem belki bu arada. Gerekirse eğer.

“Kalabilir! İkimiz için kalmalı!” diyor Kaan.

İkimiz yok Kaan!” diyor kız bu sefer. “Bitti! Hem de başlamadan!” ((..anlaşılıyor ki, adam biriyle takılmak istiyordu ama kızı ikna etmeyi başaramadı. yani kız boşta... psikologla bu kız karşılıklı olarak kaçamak kaçamak bakışmaya başlarlar.))

“Bayan, yardım etmek isterim, üçümüz arasında da kalabilir. Belli ki bu bir hataydı!” <-- psikolog devreye girer.

“Zorladılar beni.” diye cevaplıyor kız onu. “Öldüreceğimi söylememişlerdi, sadece vurmam gerektiğini söylediler.”

“Iskaladığınız için mi öldürdünüz o adamı?” öldürülen tip.. adam mı kadın mı olsa...

“Adam değil kadındı her şeyden önce. Ayrıca bana siz demeyi bırak lütfen. Tek bi kişiyim, o olduğum kişiden de nefret ediyorum ya neyse.”

“Kendinden nefret etmemelisin. Onu niye öldürdün peki?”

(Kaan karakteri biraz kıllanır ikisinin arasındaki yürüyen bu senli-benli dialog yüzünden –ben mi salladım, yoksa dialog gerçekten yürüyebilen bir şey mi-... )

“Planda yoktu onu öldürmem. O anda da kafam yerinde değildi zaten, tetiği çekmeden önce,” durdu, Kaan'a baktı. “Onunla telefonda konuştum, bana kadını öldürmem gerektiğini söyledi.”

“Kafan yerinde değildi..?” duraksar. Aklına bazı sebepler gelmiştir, birbirinden kopuk kısa görüntüler şeklinde, ama emin olmak ister. “Neden yerinde değildi?”

“Değildi işte!” diye araya girer Kaan hıyarı. Bu adamdan kurtulmam gerek bir şekilde. “Sana ne ona ne olduğundan? Bas git yahu hadi!”

O sırada bir polis arabası geçer yanlarından, ortam gerilir falan. Hatta Kaan koşmaya başlar, sahneden, yani ikisinin yanından uzaklaşır endişeyle. Ahanda! Evet, polisler devriye geziyordur, zaten bu herife yani Kaan'a takıklardır, Kaan devre dışı kaldı.

Psikolog ve katil... Konu biraz klişeleşti ya neyse.

Psikolog kıza şu an iyi olup olmadığını sorar, kız da iyi olduğunu söyler falan... Herif bunu bir kafeye götürmeden önce biraz daha konuşur onunla. Sonradan bu kızın işlediği suçu içinde tutup kimseye söylemediği için olaya ortak olur bir nevi. Neyse, bu ikisi konuşurlar falan... Yakınlaşırlar, birbirlerini anlıyorlardır. Çünkü kız da eskiden psikoloğunki gibi bir hayat sürmüştür. Üniversite için ailesinin yanından ayrılıp başka bir şehirde yaşamaya başlayana dek falan filan...

Neyse, sonunda anlarız ki kız hakikaten kafası bulukken yapmış bu işi, pek sorumlusu sayılmaz. Yeni bir hayata başlamak istiyordur aslında.

Olaylar çok sarpa sardı be. Başa mı dönsem acaba... Yok hayır, devam etmeli.

Belki bir son... Umarım bir son gelir artık...

“Hep İrlanda'ya gitmek istemişimdir. Niyeyse çok hoşuma gidiyor orası,” diyor kız. “Mutlu görünüyorlar, ama sorunları var kendi içlerinde. Lüks yaşamlar sürmüyor gibi görünüyorlar, uygun yerine gidersen yaşayanları doğayla bir bütünler sanki. Keşke oraya gitsem. Belki yaptıklarımı da unuturdum.. Tanrım ben neler yaptım?!” ağlamaya başlıyor.

“Orayı ben de severim..” diyor psikolog genç adam. Parmağındaki yüzüğü çıkarıp elinde atıp tutmaya başlıyor.

(başta belirtilmiş olur, beyefendimiz evliliğinden pek memnun değil)

İnsan çok öykü yazdığı vakit kullanacak konusu kalmıyor sanki...

Ha, derkene kızın bu öldürme işinden oldukça iyi bir para kopardığını anlarız.

Çok saçma bir bitiriş olacak... Derken bir uçaktayız.

Kız yine siyahlar içinde, oğlan da yanında, takım elbiseli. Birbirlerine tedirgin tedirgin gülümsüyorlar. Kızın dizinde bir sırt çantası duruyor. İçindeyse benliği, onu o yapan her şeyi.

Yüzük oturdukları kafenin masasında kalmış.

Birbirlerine tedirgin tedirgin gülümsüyorlar.

“Geride bıraktıklarımız neler ki?” diye soruyor genç adam yanındakine.

“Hayatlarımız..”

“Hayatlarımız güzel miydi ki?”

“Terkedebilecek kadar.”

Gözleri yaşlı ikisinin de. Yeni bir dünyaya merhaba. Aslında fena da olmazdı ha... Sonunu biraz daha değiştirsem ya da uzatsam.. Belki uçağa binmeden önce, hava alanında falan dururlar son paragraflarda, uçağın içinde olmak yerine. Uçağın kalkışının anons edildiği duyulur. “ irlanda'ya kalkan bla bla sayılı uçuş için son çağrı... ” sonra bu ikisi birbirlerine anlamlı anlamlı bakarlar (anlamlılığı yazarken açıklarım artık).. Yani konuşma falan olmaz? ( !!!Son çok ani. Uzatılacak!!! )

Konuşma olmayabilir. Sonuna gelene kadar üzerinde bir kere daha düşünürüm.

Yeni bir öykü ha... Uzun zamandan sonra... Eh... Yazmaya başlayayim bakalım.

İşte bu kadar.

 



 

 

Anasayfa - Yazılar - Çizimler - Fotoğraflar - Etkilenimler - Günlük - Rüyalar
Ziyaretçi defteri
site içeriğinin başka yerlerde kullanımı hakkında

kiymik.com

Çoğu rüyam yazacağım öykülere esin kaynağı oluyor, bir kısmı ise absürdlükleriyle beni etkisi altında tutup sonradan kayıplara karışıyor. Artık onları kaybetmek istemediğim için de her gördüğüm rüyayı not almaya karar verdim..

>>Okumak için

Öyle her gün itinayla yazacağım bir yer olmayacak burası belki. Ama arada bir bir şeyleri not düşesi gelir ya insanın hani... Öyle işte.

>>Okumak için


 

Diren:
duslenim.net
Ekim&Leonore:
ELoo
Tolga:
iloyd.com

Özgür:
soundcase.net

Onur:
izedebiyat.com