Şiir

 

Etkilenimler
Fotoğraflar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kendiyle Barışma

Sevgili Günlük... Adın gerçekten bayık. Ayrıca klişe de. Ama aslını bilmek istersen sana başka bir ad vermekle uğraşmak istemiyorum. Yeni bir şeyler yaratmak istemiyorum.

Bir vakitler sana yazarken, sana “Sevgili Ben”, “Baksana Ben”, “Düşündüm de Ben”... filan derdim. Böyle yazmayı niye bıraktığımı da bilmiyorum. Ama şu anda bunu düşünecek zamanım yok.

Okul normaldi, okul gibi geçti işte. Yeni bir şey yazmadım, yeni bir şey çizmedim.

Konservatuara gidiyorum şimdi. Keman dersim var.

Normal bir gün... Derinden istediğim bir şey hala gerçekleşmedi. Gerçekleşmeyeceğini de biliyorum, ama yine de sevmekten vaz geçememek tuhaf. Akşam sana yeni bir şeyler yazmaya zamanım olmayabilir Günlük, şimdiden dersimin korkunç geçeceğini de yazayim.. Haydi, mutlu kal.

 

Soğuk, yağmurlu bir gündü. Tam kalabalık kentte sessiz, yanlız olup yürümek, sadece yürümek için yaratılmış günlerden biri. Ders yeni bitmişti, oysa hava çoktan kararmıştı. Sırtımdaki kemanın kutusunun bu yağmura da dayanmasını umarak konservatuardan çıktım.

Konservatuar binası deniz kıyısındaydı, biraz ilerisindeki iskeleye doğru koşturan insanların aksi yönünde, denizden uzağa doğru yürüyordum.

Soğuk, yağmurlu kaldırım taşları... Kim bilir kaç zaman önce döşenmişlerdi bu yola. Üzerinden geçen binlerce, milyonlarca insan geliverdi aklıma. Omzumda keman ve çantanın ağırlığıyla ağır aksak yürümeye devam ettim.

Binlerce, milyonlarca insanı o kadar da umursamıyordum aslında. Umursamamam gerektiğini düşünüyordum; benimle bir ilgileri yoktu. Kulaklığımdan yayılan müzikler eşliğinde şehrin bu görünümünün tadını çıkarmalıydım. Islanan tek tük ağaçların arasından parlayan kent ışıkları normalde olduklarından da canlı görünüyorlardı.

Yağmur gittikçe artıyordu; bunun artık dayanılamayacak bir duruma geldiğini düşünen insanlar binaların çıkıntılarının, dükkanların tentelerinin altına sığınmış, hala rüzgara, yağmura rağmen kaldırımda yürümeye çalışanlara tuhaf bazı yaratıklarmış gibi bakıyorlardı. Caddenin iki yanındaki trafik ışıklarında parlayan küçük kırmızı ışık-adamlar birbirlerine karşı utangaç utagnaç dikiliyorlardı ayakta. Her şey normaldi. Böyle lanet, ama güzel görünen bir günde olması gerektiği gibi. Trafik ışıklarını beklerken rüzgarın şiddetinden dolayı havalanıp kim bilir nerelere kadar uçmamak işten bile değildi resmen.

Derken o günün, dahası geçirdiğim şu neredeyse bir yılın en tuhaf olayı geldi başıma. Geçirdiğim bütün yılların belki de. Karar veremiyordum. Ama aslında düşünecek olursam, şu anda bunun da herhangi bir önemi yoktu.

Işıklarda beklerken yanıma bir kız geldi, biraz uzağımda durdu. Kırmızı ışık-adamın kaçıp yeşil ışık-adamın gelmesini istiyordu o da, ışıklarda bekleyen herkes gibi.

Yanıma bir kız geldi, biraz uzağımda durdu ... Ne kadar da normal bir olaydı bu. Her gün insanın yanına milyonlarca kız gelir ve biraz uzağında durabilirdi. Hatta erkekler de gelir ve biraz uzağında durabilirdi. Burası özgür bir ülke.

Normal bir genç kızdı yanımdaki, benim yaşlarımda. Öyle çok dikkat çeken biri değildi. Uzun veya kısa, güzel veya çirkin, hüzünlü veya mutlu değildi. Dahası ne olup ne olmadığına karar veremiyordum onun... Tıpkı kendim gibi.

Ama gerçekten öyle. Kendime o kadar benzetmiştim ki bu kızı, dış görünüşlerimiz pek bir olmasa da, ışıklarda beklerken karşımda bir ayna durduğunu düşünmeye başlamıştım.

Saatin kaç olduğunu merak ettim birdenbire. Önemsiz bir meraktı bu, hatta ders çıkışımı göz önüne alarak saatin kaç olduğunu tahmin bile edebiliyordum. Ama yine de kıza dönüp saati sordum.

“Telefonum kapalı, saatim de yok...” dedi kız. “Üzgünüm.”

“Işe bak, benimki de kapalı.” gülümsedim “Neyse, önemli değil aslında o kadar da.”

Tekrar ışıklara döndük yüzlerimizi. Beynim dop doluydu ve bilmediğim bir nedenle cin çarpmışa dönmüştüm.

Tam kız cevap verdikten sonra, onu şöyle bir süzme fırsatım olmuştu. Uzun, siyah bir ceket giyiyordu. Tahta bir keman kutusu sırtındaydı, üzerindeyse beyaz bir çantası, ayaklarında da renkli spor ayakkabıları vardı. Gevşek bir tokayla topladığı saçları yüzünün önüne düşmüştü, ıslanmış omuzlarının üzerinden dökülüyordu. Gözlerinin vurguladığı herhangi bir anlam yoktu, ancak dolu görünüyorlardı.

Duran arabaların önüne kızla tamamen aynı anda çıktığım sırada, ışıklar renk değiştirene dek koca bir ömür geçirmişim gibi geldi bana. Kalabalık ve dar sokaklarla bezeli kentte benimle aynı yöne yürüyeceğini de zannetmiyordum kızın. Fakat düşünmediğim şey gerçekleşti; insanların oluşturduğu girdaplarla, ters akıntılarla dolu nehirde aynı yöne doğru akmaya başladık.

Yanımdaki kişinin gerçek olduğuna inanmam güç oldu. Çünkü yol boyunca, beş dakika içerisinde hep aynı yollara sapmıştık. Öyle ki, kız bir ara (sonradan bakınca farkettiğime göre ayakkabılarını bağlamak için) durup yere eğilince ister istemez onun yanımda yürümesine alışmış olduğum için ben de durup kızı bekledim. Işini bitirdiğinde de tekrar yürümeye başladım. Bana yetişti. Hatta bir süre sonra beni geçti.

Beş on dakika boyunca yürüdük. Evime gerçekten az bir yol kalmıştı ki, bir şeyi farkettim. Kızla yan yana yürümek uğruna normalde konservatuardan evime dönerken kullandığım yolu değiştirmiş, geçen senelerde, aslında bütün çocukluğum boyunca oturduğum evin olduğu sokağa sapmıştım. O evden taşındığımız günlerden beri bu sokağa hiç sapmamış, apartmanımım önünden geçmemiştim.

Tuhaf bir histi bu. Yanımdaki kızın gittikçe daha yakınından yürüyordum, kendimi yanlız hissetmemek, hatta çok sevdiğim biriyle birlikte olmak isteğiyle dolup taşıyordum. Adımlarımız ağırlaştı, çevreme bakınıyordum.

Bütün çocukluğum birden gözümün önünde belirmişti. Çok çok eskiden kalmış, büyükanneme ait bir sandığın içindekileri keşfetmek gibi bir zevk sarmıştı etrafımı.

Apartmanın merdivenlerinde otururken, pencereden dışarı sarkıp elimdeki ipe bağlı o havası inik balonun bir uçan balon olduğunu hayal ederken.. Bu sokaktaydım. Ilk hoşlandığım çocukla şu apartmanın merdivenlerinde tanışmıştım. Yaptıklarımın, aklımdan geçenlerin bayıklığının farkında olsam bile ağzımın kenarının hafifçe yukarı kıvrılmasından oluşan buruk gülümsememden ve gözlerimin yaşarmasından vaz geçemiyordum.

Neredeyse bir sene geçtikten sonra tekrar kendimi ait olduğum yere geri dönmüş gibi hissediyordum. On beş-yirmi adım ilerideki eski apartmanıma doğru ilerledim hızla. Bütün bu sokağı kucaklama isteğimi bastırıp eskimiş binanın çatlak, yağmur suları yüzünden renk değiştirmiş duvarına dokundum. Derken aniden buraya tekrar adımını atmamı sağlayan kız geldi aklıma, o neredeydi acaba?

Bir kaç metre gerimde, bir eli çantasının askısında, diğer eli cebinde bir şekilde beni bekliyordu. Kafası yana dönüktü, ama gözleriyle beni izliyordu.

Niye durduğunu anlamamıştım. Başından beri onu takip ettiğimin farkında mıydı acaba?

Kızın gülümsemediğini farkettim. Tersine, yüzünde buruk bir ifade varmış da, saklamaya çalışıyormuş gibi bir hali vardı. Hani en yakın arkadaşının yanında üzgün görünmek istemezsin, ikinizin de iyiliği için yalandan gülümsersin ya... Öyle işte.

Tekrar apartmanın duvarına başımı çevirdiğim sırada “Bana hala küs müsün?” diye bir soru duydum birden.

“Bu da nereden çıktı şimdi..?” dedim telaşla. Tanımadığım bir insanla küs olmak ilginç bir durumdu.

“Bütün davranışların... Yanımdan yürüyordun ama eskiden olduğu gibi gülümseyerek yanıma yaklaşıp, veya üzgünsen üzgün üzgün bakarak, benimle konuşmak istemedin. Hatta şu gerçekten hoşlandığın çocuk hakkında bile. Günlerdir farketmiyorsun beni.”

“Ne demeye..” kız içini tamamen dökmeye kararlıydı anlaşılan. Ben daha cümlemi tamamlayamadan devam etmişti konuşmaya.

“Yeni bir yazı yazmıyorsun, yeni bir şeyler çizmiyorsun. Yeni bir şey yaratmıyorsun! Her günün bir öncekiyle aynı geçiyor. Inanmıyorum! Sence bu gerçekten yaşam mı?” kollarını öfkeyle iki yana açmış, üstüme gelir, beni azarlarcasına sormuştu bu soruyu.

“Yaşam inişli çıkışlı.” diye cevap verdim. Yaptığım veya yapamadığım, hissettiğim veya hissetmediğim bütün bu şeyleri nereden bildiğini umursamadan. “Su bulunduğum durumdan daha kötü ruh durumlarında olduğum da oldu.” Sonra daha fazla bekleyemeden ekledim; “Hem sen benim yazı yazdığımı filan nereden biliyorsun?”

“Ah! Simdi de unutmuşsun beni.. Hata bende, sen benimle küstükten sonra çok daha farklı bir görünüme büründüm; beyaz çanta, renkli ayakkabılar. Hep bana ulaşmanın imkansızlaşmasını sağladı bu. Çünkü sana benzemekten vaz geçtim. Ama sen de çok değiştin.. N'apabilirdim ki?”

“Ama...”

“Hem ayrıca, daha kötü ruh durumlarında olduğun vakit nasıl çıkabilmiştin o durumlardan? Ya da bazı duygulardan nasıl emin olmuştun? Yazı yazarak! Ama insan kendine küsmüşken, nasıl yazı yazsın? Bu durumdan çıkman, şu karşımdaki halinle, imkansız!” öfkesi yavaş yavaş duruluyor olmalıydı. Oldukça inişli çıkışlı, hareketli bir karakteri vardı. Dedikleri aklımdan çıkmıyordu bir türlü.

“Bir dakika, bir dakika...” diye onu susturmaya çalıştım.

“Inanamıyorum... Inanmak da istemiyorum..” Kız sokakta ileri geri, hızla yürüyordu.

Ama bu sefer kızın sözünü kesme sırası bendeydi. “Sen kendim misin?”
”Farkında değil miydin bunun?” bana şaşkın şaşkın bakmaya başladı kız. Hiç beklemediği bir soruydu bu.

“Hayır, değildim!” dedim gülerek. Kızın gerçekten de ciddi olup olmadığı konusunda en ufak bir fikrim olmadığı için işi şakaya vurmaya karar vermiştim.

“Bak, bu kötü işte.” dedi kız. Yanıma yaklaşıp gözlerimin içine baktı. “Gözlerinden hiç bir anlamı gizleyemedin sen, kelimenin tam anlamıyla ruhunun aynalarıydı onlar.. Ayrıca doğru söylüyorsun, gerçekten de benim, senin kendin olduğumun farkında değilmişsin ya.”

Kem küm ettim.

“Benimle barışmak istiyor musun?” kız elini bana doğru uzatmıştı.

“Sey.. Tabii ki.” Ben de uzattığım elimle kızın elini tutacakken, o tekrar öfkeyle bana baktı.

“Hayır, inanmıyorsun benim kendin olduğuma. Ama bunu anlaman gerek!” doğru söylüyordu, onun dediklerine gerçekten de inanamıyordum. Aslında her açıdan mantıklı duyuluyordu bu söyledikleri, ama olmuyordu, başaramıyordum inanmayı işte.

“Kendime küstüğümün farkında değildim de ondan!” dedim hızla. Kızın tekrar parlayıp öfkeler saçarak ileri geri yürümesini, veya kim bilir, belki de çekip gitmesini istemiyordun çünkü.

“Ne zaman içindeki sesle konuşmayı bıraktın?”
”Oluyor bayağı... Bu sokaktaki evimden taşındıktan hemen sonralarda sanırım.”

“O günden beri herhangi bir yaratıcı eylemde bulundun mu?”

“Çok az.”

“O günden beri herhangi bir sevgiyi dolu dolu yaşayabildin mi..” derken duraklayıp gözlerime baktı. “Gözlerin yaşadığını söylüyor. Eksik olmazdı zaten sende böyle duygular,” diyerek gülüp devam etti. “En azından bu sevgi sana bir şeyler katabildi mi?”

“Sey.. Hayır.”

“E, tamam işte. ‘Sevgili Ben' ile konuşmayı bıraktığında, kendinle konuşmayı bıraktın.. Kendi içindeki sesi dinlemez oldun. Ben de, senin kendinle küsmüş olabileceğini düşündüm.”

‘Sevgili Ben'imi benden başka bilenin olabileceğini hiç aklıma bile getirmezdim. Simdi kıza inanmıştım işte. “Seninle barışmak istiyorum, ne yapmam gerekir?” deyiverdim birdenbire.
”Sıkı sıkı sarıl bana. Bu yeterli olur sanırım. Farkında olmasan bile, affedici bir benliğin var senin.”

Kıza sarıldım. Kollarımla sıkıca kavradım onu. Birinin bana nasıl sarılmasını istiyorsam, ben de ona öyle sarıldım. Gözlerimi kapadım, niyeyse, güneşli bir günde, sapsarı bulutların altında, bir dalgakıranda oturduğumu hayal ettim. Yanımda en yakın arkadaşım olan benliğim, önümde bir defter ve bir kalem. Huzurlu bir sessizlik. Güzel bir hayaldi bu, içimin o şeftali rengi güneşin sıcaklığından erir gibi olduğunu fark ettim.

Yazmayı düşündüğüm onlarca yazı gelmişti aklıma. Çok güzel bir roman olacağına inandığım kurgudaki bütün karakterler dışarı çıkmak için düşüncelerimin arasına üşüşmüşlerdi sanki.

Hemen eve koşup bir şeyler yaratmak istiyordum. Düşündüğüm romanı yazmak, hatta bir an önce bitirmek istiyordum. Çocukluğumun saklandığı dar sokağa son bir kez sevgiyle bakmak için gözlerimi açtığımda, birden aklıma kız geldi. Yazabileceklerimin verdiği heyecanla onu bir an için olsun unutmuştum. Burada bulunmamın sebebinin o olduğu, hatta daha biraz önceye kadar ona sarılmakta olduğumu hatırladım.

O neredeydi acaba şimdi? Gibi bir soru sormama gerek yoktu. Dudaklarım kıvrılmamış olsa da yukarı doğru, gözlerimin güldüğünden ben bile emindim.



 

 

Anasayfa - Yazılar - Çizimler - Fotoğraflar - Etkilenimler - Günlük - Rüyalar
Ziyaretçi defteri
site içeriğinin başka yerlerde kullanımı hakkında

kiymik.com

Çoğu rüyam yazacağım öykülere esin kaynağı oluyor, bir kısmı ise absürdlükleriyle beni etkisi altında tutup sonradan kayıplara karışıyor. Artık onları kaybetmek istemediğim için de her gördüğüm rüyayı not almaya karar verdim..

>>Okumak için

Öyle her gün itinayla yazacağım bir yer olmayacak burası belki. Ama arada bir bir şeyleri not düşesi gelir ya insanın hani... Öyle işte.

>>Okumak için


 

Diren:
duslenim.net
Ekim&Leonore:
ELoo
Tolga:
iloyd.com

Özgür:
soundcase.net

Onur:
izedebiyat.com